Bu Blogda Ara

ÇİLEKLİ PASTA İLE ŞALGAM SUYU

Karşı dükkanın vitrininde gördüğünde aşık olmuş şalgam suyu çilekli pastaya. Hergün büyük bir heyecanla izlemiş onun güzelliğini. Hiçbir şey beklemeden, sadece ve sadece içindeki o aşkın uğruna sevmiş onu,ne başka bir dükkanın vitrinine kaymış gözleri ne de çalışma arkadaşlarına,diğer şalgam sularına. Bir gün karşısına çıkmayı ümit etmiş. Aynı masada yan yana olabilmeyi hayal edip durmuş. Kokusunu sadece bir kere ruhunun tüm derinliklerine çekebilmeyi düşlemiş günlerce. Gece karanlık girince aralarına, yine de ihanet etmemiş ona, pürüzsüz pembe tenini getirmiş rüyalarına. Onsuz geçirdiği bir saniyesi bile yokmuş şalgam suyunun.
Bazen de karamsarlığa düşmüş şalgam suyu, çilekli pastanın yaşadığı yere baktıkça, arkadaşlarını gördükçe. Çilekli pasta çok güzel bir dünyada yaşıyormuş. Işıklı bir hayatı varmış. Arkadaşları son derece yakışıklı ve güzelmiş. Hepsinin süslü süslü paketleri varmış. Üzerlerinde pahalı olduğunu düşündüğü çeşitli takıları varmış çilekli pastasının ve arkadaşlarının. Dükkanları son derece temizmiş. Her pastanın durduğu yer beş pastalıkmış, ferah ferah oturup, caddeyi seyrediyorlarmış.Onu her sabah vitrine koyan çocuk her gün değişik şekillerde yapıyormuş makyajını çilekli pastanın. Dillere destan olmalıymış güzelliği ve asaleti çilekli pastanın ona göre. Kendisi dönüp bakıyormuş kendi evine arada bir şalgam suyu. İzbe,küçük bir yermiş onların evleri. Üzerleri başları toz içindeymiş,kendisinin ve arkadaşlarının. Kimisinin kıyafetleri yırtık pırtıkmış. O kadar küçükmüş ki kaldıkları bir nüfusluk yerde beş nüfus yaşamak zorunda kalıyorlarmış.
Çoğu gün, iyi giyinimli beyler, hanımlar çilekli pastayı alıp lüks otomobillere koyup gezmeye çıkarıyorlarmış. Sabah büyük bir telaşla hazırlıyorlarmış sevdiğini. Pembe bir elbise giydirip, pahalı takılarını takıyorlamış ve çok güzel kutulara koyuyorlarmış onu. Büyük bir özenle arabalara yerleştiriyorlarmış. Tabi dikkatli olacaklar, şalgam suyunun prensesinin canı acımamalı. Nasılda güzelmiş bir bilseniz. Seviliyormuş birtanesi herkesler tarafından. Muhakkak her gün biri alıp gidiyormuş onu. Nasılda gurur duyuyormuş onunla şalgam suyu. Ama gelin görün ki bitanesi gidince hayatı duruveriyormuş şalgam suyunun. Onu kaybetmekten, bir yerlerine bir şey olmasından o kadar korkuyormuş ki o dönmeden uyumuyormuş hiç. Arkasından saatlerce yola bakıp sabahı bir ediyormuş. Arkasından bakabilmek... Ne güzel bir maharettir aşık olana. Sevdiğininle baktığın yön aynı olmasa da, çevirip gözlerini ona bakmak. O uçsuz bucaksız denizlere dalgın dalgın bakarken, onu seyretmek. Geceleyin ansızın uyanıp onun kapalı gözlerinin ardından ruhunu seyretmek..Ve ne büyük nimettir seyredilğini bilmek, diğer aşık olana. Düştüğün ya da düşebileceğini hissettiğin an, arkanda birilerinin olduğunu bilmek, dünyanın diğer ucunda olsan bile,
bavuluna gizlice sıkıştırılmış bir kalp olduğunu bilmek... Çoğul bir yalnızlığı yaşamak, onunla beraber yalnızlaşmak ne güzeldir. Döktüğün gözyaşlarını birisinin, daha düşmeden yere,alıp cebinde biriktirmesi ne güzeldir. Diye düşünde şalgam suyu..
Şalgam suyunu pek seven yokmuş. Onu gezmeye çıkaran haftada, bilemedin iki haftada bir oluyormuş. Öyle de lüks arabalar gelmiyormuş onu almaya. Zaten çoğu zaman yürüyerek gidiyorlamış gidecek yerlere. Öyle güzel kıyafet giyme imkanı da yokmuş. Alalade bir poşetin içinde çıkıyormuş dükkandan. Yine de bu onu üzmüyormuş. Önemli olan sevdiğinin mutlu olması, onun gezmesiymiş. Zaten onun mutsuz olduğu bir dünyada kendine helal olurmuymuş mutluluk.
Böyle düşüncelere dalmışken şalgam suyu,arkadaşı çiğköfte seslendi birden:
“ Oğlum vazgeç şu sevdadan. Sizin yollarınız apayrı. Baksana ona, yaşadığı yere,arkadaşlarına, giyimine kuşamına bir baksana. Onun mayasında mutluluk var senin mayanda acı. Olmadık hayallere kapılıp da hayatını mahvetme. Senin acılarına gelemez o, gülmek ister,eğlenmek ister. En önemlisi para ister. Onunda kendininde canını yakma” demiş.
Şalgam suyu kaçtığı gerçeklerin, onu yakalamasının verdiği yenilmişlik acısıyla, biraz öfkeli :
“ Sen ne dediğinin farkındamısın çiğköfte. Aşk bu aşk.. Engel olurmuymuş ona hiçbir şey. Onun önünde durabilirmiymiş hiçbir engel. Hem o, o kadar asilki, sevgime karşılık bana nasıl davranılması gerektiğini senden benden iyi bilir. O, o kadar kusursuz ki... Hem kanayan yerinden sevmeye başlamalı birini. Önce yaralarını kapamalı. Önce yaralarını sevmeli. Ne var ki hayatımız ondan daha geriden başladıysa, acılar yaşadıysak, acılıysak. Acılılar sevemez diye bir yasamı çıkardılar. Güçsüzler sevemez, fakirler aşık olamaz, farklıysan kalbini de susturmu dediler! Yoo, demediler, diyemezler! Benim aşkım öyleki ne yapar ne eder güldürürüm yüzünü can yarimin. Bir dediğini iki etmem. Acımı da belli etmemeye çalışırım. Para önemli değil, belki şu ilerki lüks restoranda çalışmaya başlarım, geçinir gideriz. Seven dünyayı dizleri önünde eğiltir yarinin.” Dedi ve gözleri uzaklara, belliki çilekli pastasına daldı.
Ertesi sabah yine can yari geliverdi dükkana şalgam suyunun. Bir umut doldu yine yüreğine, bedenini bir gökkuşağı yarıp geçiyordu sanki. Onun için yapamayacağı bir şey yoktu. Emindi bundan. İncitmeden sevecekti onu. Belki onunda acılı yanı vardı, onları teker teker temizleyecekti hayatından. Dokunmaya bile kıyamayacaktı. Bunları düşünürken yine sevdiğini almaya gelmişlerde işte. Doyamamıştı ki daha onu seyretmeye. Zaten sonsuzluğa kadar doyamayacaktı ona. Birden, birden çilekli pastayla birlikteki adamın onlara doğru yürüdüğünü farketti. Yanlış görüyor olmalıydı. Kalbi tamamiyle durdu, emindi bundan. Arkadaşları birden nefeslerini tuttu. Onlar da saygı duyuyorlardı böylesi bir sevgiye ve dayanamıyorlardı arkadaşlarının çaresizliğine.Sessizliğin bile sesi kesildi. Adam içeri girdi. Çilekli pastayı dikkatlice masaya yerleştirdi. Çiğköfteyi, içli dolmayı, kuzu şişi bir partiye götüreceğini söyledi. Hepsi hazırlandılar ve beraberinde gidecekleri adama yalvaran gözlerle bakmaya başladılar. “Ne olur arkadaşımızı da alalım, biz onsuz olamayız, sizde seveceksiniz
emin olun” diye yalvardılar. Adam döndü şalgam suyunu işaret etti. Diğer şalgam suları, hemen arkadaşının üstünü başını temizlediler. Güzel kırmızı bir papyon taktılar boynuna. Ne de olsa bir partiydi gideceği yer. Adam şalgam suyunu ve arkadaşlarıyla çilekli pastayı da alıp dışarı çıktı.
Parti yapılacak eve geldiklerinde şalgam suyu onu görebileceği ana kadar dayanmaya çalıştı neyse ki az sonra çiğköfteyi, içli dolmayı, kuzu şişi ve şalgam suyunu mutfağa koydular. Çilekli pastayı çıkarıp buzdolabına yerleştirdiler. O kısacık anda şalgam suyu sevgilisinin kokusunu bir ömür yetecek kadar içine çekti. İçerden gelen kahkaha seslerine önce çiğ köfte, kuzu şiş ve içli köfte katıldı. Şalgam suyunu almayı unutuyorlardı ki şalgam suyu bir hamleyle kendini yere attı. Onu da aldılar ve sofraya götürdüler. Boynundaki papyonunu koparırken adam “bu ne böyle bağlamışlar kırmızı rafyayla sanırsın şampanya” dedi. Aldırmadı şalgam suyu. Kül tablaları, kirli peçeteler, rakı kokulu pis bardaklar arasında, umutla çilekli pastanın yanına gelmesini bekledi. Sonradan haydi pastayı getirinde kutlayalım bu akşamı dedi biri. Diğeri pastayı almaya gitti. Birden sofraya yöneldi diğer adam. Şalgam suyunun tüm arkadaşlarını bir kenara ittiler. Çöpleri kaldırdılar. Uzun boylu şampanya kadehleri, ışıltılı bardaklar koydular. Güzel bir müzik çalmaya başladı. Masaya birtanesine yakışır, rengarenk peçeteler getirdiler.
Ve onu, çilekli pastayı getirdiler masaya. Mis gibi kokusu büyüledi bedeninde ki tüm hücreleri. Işıl ışıl mumları yakarken biri, şalgam suyu dile getirdi içindeki aşkı:
“ Seni seviyorum. Yıllardır seni seviyorum. Dilersen bir ömrümü yanı başında geçirmek istiyorum. Ben tam karşı dükkanındayım. Biliyorsun ya.. Seni her gördüğümde zavallı bedenim tir tir titriyor. Seni dünya üzerinde ender bulunacak bir sevgiyle seviyorum. Çok tuhaf ama sen anlıma yazılı doğmuşum sanki dünyaya. Her ne kadar farklı da olsak, ruhum adım adım sana hazırlamış beni her nefes alışımda. Yüreğime yazdım seni.. Dilersen yanımda oku kendini, sana yazılmış aşkın şarkısını bir yürek yakınımda dinle. Nedersin can yarim” dedi
Çilekli pasta uykusunun en derin yerinde, sarsılarak uyandırılmış gibi silkelendi ve şalgam suyuna baktı. Kırıcı olmamaya çalışarak bir o kadarda güzelliğinin, akıllılığının ve asaletinin mirası bir küstahlıkla :
“ Aşkına saygı duymam gerek. Bundan kırıcı konuşmamaya çalışacağı. Sadece mantıklı düşün. Şu beraberinde geldiğin arkadaşlarına, yaşadığın yere, kıyafetlerine bak, birde bana bak. Aşık olmak aptallığı doğurmamalı. İnsan aşık olsada mantıklı düşünebilir. Biz farklıyız. Sen başka yerden ben başka yerden geliyoruz. Mayamız farklı. Bunca farklılık arasında aşktan nasıl bahsedebilirsin. Hem sen acı bir hayatın izlerini taşıyorsun üstünde ben ise mutlu bir hayatın. Sıkarsın beni. Anladın mı? Sen acısın ben ise tatlı. Acı tatlıya yar olmaz. Üzgünüm.”dedi.
Şalgam suyu artık kaçamayacağından durdu. Gerçekler ensesindeydi. Teslim oldu.
Biri şalgam suyunu aldı, kapağını açtı. O sırada bir diğeri” yahu alem adamsın çilekli pastayla şalgam suyu gider mi? Git at şunu” dedi.
Arkadaşlarının üzgün bakışları altında çöpe doğru giderken şalgam suyu, birden güzelleri güzelinin, tatlısının, sevgilisinin tenine değen bıçağı fark etti. Canını yakacaklar diye düşündü. “ Ben yanındayım, sakın korkma. Ben varken hiçbir şeyden korkma” diye haykırdı.
Şalgam suyunun sonu geldiğinde, çilekli pastanın “ ne iğrenç kokuyor, atın bunu çöpe” dediğini duydu mu duymadı mı bilinmez.
Peki neden çilekli pastayla şalgam suyu gitmez?
Sevdiğinin eliyle sunulmuşsa eğer, içilmezmi şalgam suyu bir dilim çilekli pastanın yanında?
Hayatta hep birimiz şalgam suyuyuz diğerimiz çilekli pasta. Peki kim hangisi, nereden biliyoruz? Karşımızdakini şalgam suyu diye değiştirmeye çalışırken asıl biz olmayalım şalgam suyu?
Aramızda eminim çilekli pastaya aşık olmuş çok şalgam suyu var. Sorum size çilekli pastalar, hangi güç ayırdı sizi? Hangi fikri, kimin yasalarını dinlediniz? Neden aşkınız uğruna, tüm ön yargılı insanların gözü önünde, inadına içmediniz aşkınızı? Neden kolunuza takıp gezmekten utandınız?
Farklı olmak, farklı doğmak, aşka sarılmak, parayı aşkla boğmak neden suç bu memlekette?
Ben yaptım oldu demek çok mu zor?
Aşık olabilmek için yazılan bunca kriterden, kuraldan, prototiplerden ne zaman sıkılacaksınız?
Sevdiğiniz bir çilekli pasta mı yoksa şalgam suyu mu? Ne önemi var peki? Onun yanında olmak yetmiyor mu, ona aşık olmak yetmiyor mu?
Aranızda kaldımı, ben çilekli pastayım ve şalgam suyunun tadını hiçbir şeye değişmem diyebilecek biri?
Aranızda birileri kaldı mı farklılık borazanları çalan fesatları aşkın kılıcından geçirebilecek birileri?
Bilmiyorum. Ama ben dünyanın tüm çilekli pastalarını ve şalgam sularını seviyorum. Onlar küçücük nedenlerden aşklarını, hayatlarının fırsatlarını ellerinden kaçırsalar da...
Hikaye bu ya bir sonu olmalı. En son masada şalgam suyunun arkadaşları ve çilekli pasta kalmıştı. İçli köftenin gözyaşları ve çilekli pastanın kahkalarıyla geçen partinin sonunu çöp kutusunda bekledi şalgam suyu. Ve artık o belki içinizden birinin sokaklarında, geçtiği
parklarda biçare dolaşıp duruyordur. Çilekli pasta ise belki evinizin, işyerinizin, okulunuzun yakınında ki lüks bir restoranda, yada bir kafededir. Biraz daha dikat ederseniz, etrafınızda hem çilekli pastaları hem de şalgam sularını farkedebilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder